Fikir Buluşmalarının konuğu Burçak Ünsal

Fikir Buluşmalarının konuğu Burçak Ünsal

Fikir Buluşmaları ilginç konular ve konukları ağırlamaya devam ediyor. Bugünkü konuğum Burçak Ünsal, New York ve İstanbul Baroları’na kayıtlı, Ünsal Gündüz Avukatlık Ortaklığı’nın kurucularından. Boğaziçi Üniversitesi Yönetim ve Bilgi Sistemleri Bölümünde Siber Hukuk dersleri veriyor, Boğaziçi Üniversitesi Bilgi Sistemleri Araştırma Merkezi üyesi. Geçmişte Google ve YouTube’un Bölgesel Hukuk Müşavirliğini yapmış, ABD, Japonya ve Türkiye’de 12 yıl hukuk uygulamasında bulunmuş. Merakımı giderecek soruları kendisine sordum. Türkiye’yle ilgili  teknoloji hukuku bakımından özellikle mevzuat yapımının arzu edilen hızda veya içerikte gitmediğini ifade etti. Ülkemizde şu anda başka öncelikler olduğuna dikkat çekerek sözlerine şöyle devam etti: “Bir türlü teknolojiye, yapay zekaya, sanayi 4.0’a ilişkin hukuki düzenlemelere sıra gelmedi. Halihazırdaki mevzuatımızın konuya uygulanabilir kısımlarıyla sorunları ele alıyoruz.”

Hem sorularıma verdiği yanıtları hem de aktardıklarını keyifle okuyacağınıza inanıyorum.

 

 

Teknoloji ve hukuk buluştu mu?  Robotların hukuku bizi nasıl etkiler?

Basit ve masum bir örnek; bebeğinizin odasına monitör koyup onu uzaktan takip edebilmek istiyorsunuz. Aynı monitörler köleleştirilerek üçüncü şahıs serverlara saldırı gibi hukuka aykırı eylemler yapmakta kullanılabiliyor. Tüketici mağdur olduğunda üretici firma veya ürünü ülkeye getiren firmaya tazminat açıyor. Bir başka örnek; 2020’de uzaktan kumanda edilemeyen hiçbir otomobilin üretilmeyeceği öngörülüyor. Trenler ya da uçakların tekerlek ve  rulmanlarına takılan yüzlerce sensörün, tespit ettiği bilgilerden elde edilen yorumlarla kazasız, verimli seyahat etmesi öngörülebiliyor. Diyelim teknolojinin veya sensörün üretiminde bir problem var, bakın kaç farklı taraf sayabileceğiz: çipi üreten, sensörlerin birbirleriyle konuşmasını sağlayan telekomünikasyon sistemini üreten, uçağında kullanan uçak üreticisi, uçağı filosuna katan havayolu şirketi, uçuş izni veren Sivil Havacılık Dairesi Ulaştırma Bakanlığı… Yolcular bakımından hepsi müteselsilen sorumlu olabilecek kurumlar. Uçak kazasında hayatını kaybedenlerin yakınları davayı kime açacaklar? Hele kazada hayatını kaybeden kişi ülkesinde değilse…

 

Sorunlar teknolojinin çetrefilli olmasından mı tarafların çeşitlenmesinden mi kaynaklanıyor?

Dört menfaat grubundan söz ediyoruz; ilki endüstri yani hizmet sağlayıcılar ve ürün üreticileri; ikincisi içerik sağlayıcılar; üçüncüsü toplum, halk, birey; dördüncüsü de devlet. Devlet bu teknolojilerin hukuka aykırı kullanımını engellemekle ve tazminat taleplerini adalet mekanizmasıyla yerine getirmekle yükümlü. Ne kadar çok düzenleme veya vergi baskısı gelirse, teknolojiyi geliştirme ve serbest rekabet ilişkileri bakımından negatif sonuçları olduğunu görüyoruz. Karmaşık haklar, yükümlülükler silsilesi karşısında devletlerin devletlerle, şirketlerin devletlerle, bireyin devletle ve şirketle, şirketin de bireyle çeşitli ve karmaşık ilişkileri oluyor.

 

Yapay zeka kontrolden çıkarsa ne olacak?

Şu anda birbirleriyle kendi dilinden konuşup da bizim anlamadığımız cihazlar ve sistemlerin, bir süre sonra duygu ve değer yargısıyla hareket edebilir hale gelebilmeleri öngörülüyor. Google iki makineye “ben aranızda ne konuştuğunuzu anlamıyorum, anlayıncaya kadar sizin fişinizi çekeceğim“ veya “sen bu işi benim istediğim gibi yapamıyorsun, fişini çekeceğim” dediğinde makine, “bana bir şans daha ver” derse ve şöyle devam ederse; “…altı ay sonra elimde öyle bir data ve deneyim olacak ki, senin istediğinden de verimli şekilde ileteceğim…” dese! Yani insanla etkileşimi adeta başka bir üçüncü şahıs gibi yapabilecek hale gelse… Kendi değer yargısı ve duygusu olan makine, fiilleri kendi kendine yapmaya başladığında, onu ilk yaratan “bunu ben yapmadım, bunun sorumlusu ben değilim, kendi kendine bunları geliştirdi, makine olarak öğrendi ve bir seçim yaparak, insan gibi bir irade sergileyerek bunu yapıyor” derse!

 

Adeta bir şahısdan söz ediyorsunuz?

Bu arada bir makine insanların da kötü olduğuna kanaat getirebilir. Mesela bir fabrika doğayı kirletiyor, sonuç bölgedeki halkta ciddi kanser tehlikesi yaratıyor… Makine de kendisine verilen komutlar ve aldığı bilgilerle tespit ediyor! Üretimle ilgili kötü bir şey yapılırsa, hukuk bakımından yasaya bir aykırılık ve haksız fiil teşkil edecek. Ama bunu kendi iradesiyle yaparsa, o zaman özellikle ceza hukuku bakımından kim sorumlu olacak?  Kendisine yüklenen bilgilerin dışında, öğrenip, deneyimleyip, kendi değer yargısını geliştirse, “bana verilen komut aykırıdır, o yüzden yapmayacağım veya yapacağım” deyip, kendi duygusal ve değer yargısını ortaya koyan varlık ile ilgili olarak hak ve fiil ehliyeti yani işleme taraf olabilir mi? Böyle bir durum olduğu zaman insanın onu fişini çekmeme zorunluluğuna tabii kılınabilir mi? Yapay zekanın başlı başına insana karşı, topluma karşı, devlete karşı hak ve yükümlülük süjeleri içinde bir varlığı olabilir mi? Bir gün dört menfaat grubuna ilave beşincisi olarak ortaya çıkabilir mi?

 

Olabilir mi?

Eğer duygusu düşüncesi, öğrenmesi, kabiliyeti, iradesi olacaksa… Bu işlerde sadece hak ve yükümlülük yoktur. Hak artı yükümlülük vardır. Şahsen insan hayatı beklentisi içinde bunun olacağına dair bir görüşüm var. Bunu da fütürist bir spekülasyon olarak söylemiyorum  bugünkü veriler bunu gösteriyor.

 

Yapay zeka hukukta kullanılır mı?  

Bütün iş dallarında mutlaka yapay zekaya geçilecek ve hukuk da geçti aslında. Amerika’daki bazı hukuk bürolarında hukuk yapay zekaları var, arama motoru gibi çalışıyorlar.

 

Yapay zeka hukuk üretebilir mi?

Dediğiniz şey adalet felsefesine giren bir konu, yani kanun yapıcının adalet felsefesini çok iyi bilmesi lazım. Makinelerin kendilerini bu konuda bir insan gibi yetiştirebilmesi veya bir insan gibi duygusal varyasyonlar üretebilmesi mümkün olabilir mi, belki bir gün olur. Bakarsınız  makinelerin koyduğu yasalar belki daha adil olabilir…