ÇİN  İŞİ, CİN İŞİ

yo blog

 

Çin Komünist Partisi, Devlet Başkanlığı süresini kısıtlayan yasayı kaldırarak  Xi Jinping’in 2023’de sona erecek görevini süresiz başkanlıkla uzatma planını açıkladı. Ve yer yerinden oynadı. Bizim iç siyasi gündemimiz öylesine yoğun ki, haberi çok önemsediğimiz söylenemez. Gelişmeyi, bizdeki gibi heyecandan yoksun karşılama ne kadar tuhafsa, Batı’da yaşanan heyecan da bir o kadar tuhaf geliyor bana.

 

Konuya dair bilgi, ajanslara düştüğü andan itibaren medyanın ilk 3 konusu arasına giren Çin, The Economist’in de bu haftaki kapak konusu. Başlık, “Batı Çin’i nasıl yanlış okudu”. Dergi zaten Çin’i sıkça kapak yapıyor. Çin’in demokrasi ve Batıyla  dansı üzerine yazılıp çizilenler, Soft Power (yumuşak güç) halleri üzerine analizler birden buharlaşıp yok oldu. Şimdi “…Kandırıldık!…” sesleri hakim. Ne çok kanan ne çok kandıran var. Küresel hastalık.

 

SESSİZ DEV

Dünyadaki her beş kişiden biri Çinli. 1,3 milyar nüfusu olan bir ülke. Çin’de çalışabilir nüfus (16-59) 900 milyonun üzerinde. 2035’de 800 milyon olacağı tahmin ediliyor. Müthiş bir insan kaynağı. Çin’deki sermaye birikimi de çok yüksek. Yalnızca Amerikan tahvillerine yatırdıkları miktar 1 trilyon dolar civarında. Sessiz dev. Buna karşın hızla yaşlanıyor. En soft hali yıllarca uyguladığı katı tek çocuk politikasını bu nedenle feda etmesi oldu. İşte Batı’yı “kandıran” süreç böyle başladı.

 

Çin dolu dizgin; yıllarca kötü ve ağır koşullarda yaşayan Çin halkı kişi başına düşen milli gelirde ABD’yi geçmeyi başardı. Ar-Ge’ye OECD ortalamasından fazla kaynak ayırıyor. Uzayda, okyanuslarda, farklı kıtalarda varlığını artırıyor. Eski İpek Yolu’nu (Tek Kuşak Tek Yol) fazlasıyla hayata geçirdi. Silahlanma ve askeri yatırımlarda önde koşuyor.

 

“Kızıl Kapitalist” diyorlar. Serbest piyasa, serbest ekonomi, serbest ticaretin savunucusu, küresel liderliğe adım adım ilerliyor. Öyle ki,  Xi Jinping, Davos’ta uluslararası gövde gösterisi yapınca Hollywood ismi kadar ilgi çekmeyi başardı. Batı abarttı da abarttı.

 

HEDEF YERİNE YÖNTEMİ DEĞİŞTİR

Konfüçyüs “hedefe ulaşamıyorsan, hedefi değiştirmek yerine hedefe ulaşacağın yöntemi değiştir” demiş. Çin’i anlatıyor… Batı, Çin’i bizden biri diye bağrına basarken ülkenin temel hedefi kendi halkının refahını artırmak: Önce can, sonra canan.

 

Çin Soft Power Endeksi’nde bizden (Soft Power 30 Endeksi’nde Türkiye 30 ) çok önde. Batılı ülkelerden daha fazla nokta atışı yapıyor. İmajını soft, daha soft, en soft’a çekmenin çabasında. Bu yüzden  “ölene kadar liderlik” Batı’nın demokrasi anlayışına değil, sözlükteki  diktatörlük kavramına oturuyor.

 

Çin, soft olmak için yılda 10 milyar dolar harcıyor. Yumuşak Çin’de eğitim alan yabancı öğrenci sayısı 400 bin. Dünyanın her yerinde Konfüçyüs Enstitüleri kuruluyor. Hedef, Çin kültürünü ve dilini öğreten bu kurumların sayısını dünya genelinde 500’e çıkarmak. 2008 Olimpiyatları’ndan sonra 2022 Kış Oyunları’na da ev sahipliği yapacak ve daha fazlası yolda.

 

Bununla birlikte Xi Jinping’in attığı diğer ilginç adımları pek duymuyor  ya da yeterince ilgilenmiyoruz. Örneğin üniversitelere “Batılı akademisyenlerin, kitapları dahil olmak üzere Batı kültürünü anlatan her şeyi kısıtlayın” talimatı verdi. Facebook’u kapamakta, Twitter, Google, Instagram hesaplarını bloke etmekte sakınca görmüyor. Bu yüzden Batı’yı şaşırtmasına çok şaşırıyorum. “Soft- Hard Power” kavramlarına yakın zamanda “Sharp” eklendi. Çin’i tanımlamakta da kullanılır oldu. Sharp, yalnızca askeri ve ekonomik gücünü kullanarak dünyaya meydan okuma derdinde değil, kültürel ikna metoduna prim verecek kadar da soft değil. Dışarıya iyi; içeride bildiğiniz gibi. Adeta kol kırılır yen içinde kalır.

 

PAMUK İÇİNDE GİZLENMİŞ İĞNE

The Economist’in başlığını tersten okumak gerekirse, Çin’i daha fazla okumalıyız. Çin’in dönüşümünü anlatan yeni bir kitap Modus Yayınevi’nden çıktı. Başlık; “Deng Xiaoping ve Çin’in Dönüşümü”. Yazar Ezra Feivel Vogel. 928 Sayfa ve tam 1000 gr. Tuğla gibi olması ürkütebilir, anlatımı çok yumuşak ve keyifli.

 

Ezra Feivel Vogel, Harvard Üniversitesi Henry Ford II Sosyal Bilimler Profesörü ve Harvard’ın Fairbank Doğu Asya Araştırma Merkezi ve Asia Center’ın eski direktörü. Çin’i dönüştüren devlet adamın Deng Xiaoping’in portresini çıkarmış. Devlet arşivleri, ailesi ve yakın çevresiyle yaptığı söyleşilerden derlediği kitap Çin’de yaşananları ve yaşanacakları anlamak adına önemli. Bugünün şifrelerini çözüyor.

 

Deng’le ilgili kitap yazmak hiç kolay olmamış, çünkü geride hiçbir not bırakmamış. Kayda geçecek hiçbir şey yazmazmış. Hafızasını inanılmayacak kadar iyi kullanmayı öğrenmiş.  Konuşmaları dahil, çalışmalarını zihninde yaparmış. Çin’i anlamak adına kitaptan Vogel’in şu satırlarını alıntılamak istedim;

 

“…Bazı Batılılar Deng’in doğrudan tavrı ve pragmatisliğinden o kadar etkilenirlerdi ki, Deng’in aslında Kapitalist olduğu ve Çin’i Batılı bir demokrasiye yönlendirdiği gibi yanlış düşüncelere kapılırlardı. Deng her zaman öğrenmeye hazırdı, ancak önünde sonunda Çin için neyin iyi olduğunu onlardan daha iyi bildiğine inanırdı ve bu Kapitalizm ya da Batılı bir demokrasi değildi…”

 

Mao Zedong, Deng’i “pamuk içinde gizlenmiş bir iğne” olarak tanımlamış. Deng Xiaoping, Çin’in 20. yüzyılın sonundaki radikal dönüşümünü ivmelendiren, pragmatik ancak disiplinli güç olarak anılıyor. Kültür Devrimi’nin yarattığı hasarla yüzleşmiş, Mao’nun efsanesiyle  oynama cesareti gösterebilmiş. Daha da ileri gidip Çin’in büyümesini engelleyen ekonomik ve sosyal politikaları gevşetme atılımını yapan kişi. Aynı zamanda otoriter köklerine bağlı olduğunu da unutmamak gerek; Haziran 1989’da Tiananmen Meydanı müdahale emri. Çin demokrasisi, tam Çin işi.